
ÇOCUKLARIN KORUNMASINDA BİR HUKUK ABİDESİ
ÇOCUKLARIN KORUNMASINDA BİR HUKUK ABİDESİ
“1593 – Çocuk Hıfzıssıhhası”
“Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
S. Sedat TÜRKERİ1
1 Sosyal Hizmet ve Eğitim Uzmanı, ANKARA – TÜRKİYE,
ssturkeri@gmail.com
“Binbeşyüzdoksanüç” kanunun numarası. Kabul tarihi 24 Nisan 1930. “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının” ertesi gün. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 10.Yılı. “Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti” (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı) 10. Kuruluş Yılı(3 Mayıs 1920). “Himaye-İ Etfal Cemiyeti”nin “Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti”ne bağlanması (6 Mayıs 1920), kısa bir süre sonra “Himaye-i Etfal Cemiyeti”nin Çocuk Esirgeme Kurumu olarak yeniden örgütlenmesi(30 Haziran 1921) 10. Yılı. İlk Meclisin açılışından itibaren “az zamanda yapılan büyük işlere” anlamlı örnekler.
Örnekler devam ediyor! Yıl 1930, Nisanın 24’ü. “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” bir hukuk çınarı! Cumhuriyet Tarihinin önemli hukuk abidelerinden tıpkı “Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası-3 Mart 1924 )”, tıpkı “Türk Kanunu Medenisi” (17 Şubat 1926) gibi.
Milletler Cemiyeti henüz kurulmuş(Cemiyet-i Akvam-10 Ocak 1920). “Birleşmiş Milletler” kurulmamış(Kuruluş-24 Ekim 1945), “İnsan hakları Evrensel Beyannamesi” ilan edilmemiş(Kabul Tarihi:10 Aralık 1948), Birleşmiş Milletler “Çocuk Hakları Sözleşmesi” imzalanmamıştır(20 Kasım 1989 tarihinde kabul- 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlük).
“Umumi Hıfzıssıhha Kanunun” özünde adında da anlaşılabileceği gibi toplumun bir bütün olarak biyo-psiko sosyal sağlının korunması vardır. Bir başka ifade ile “Toplum Sağlığı” vardır. Adeta toplum sağlığının “Anayasasıdır.” 1593 Sayılı bu önemli yasanın tarihsel süreçte toplumumuzun ekonomik, sosyal gelişiminde, toplumsal kalkınmasında önemli etkilerinin olduğu bir gerçektir. Bu gerçekliğin tüm yönleriyle ortaya çıkartılabilmesi birden fazla bilimsel çalışmanın konusudur. Denilebilir ki 1593 sayılı yasanın toplum kalkınmasının temel taşlarından birisi olan toplum sağlığının gelişimi ve korunmasında günümüzde de güncelliğini koruyan yansımaları devam etmektedir.
Toplum sağlığı açısından baktığımızda ise bireylerden başlayarak tüm toplumu kapsadığı, toplumun ana ögelerini oluşturan anne, çocuk, genç, yaşlı ve benzeri tüm toplumsal katmanları kapsadığı, bu katmanların gelişim ve yaş özelliklerine göre öncelikle bedensel sağlıklarının korunması giderek, sürdürülebilir bir sağlıklı yaşam ortamı ve sağlıklı çevresel koşulları hedeflediği sağlıklı beslenme konusuna ayrı bir önem verdiği açıkça görülmektedir.
“1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun” temel özelliklerinden birisi de “Çocukların Korunması” konusu ve bu konunun ayrı bir başlıkta ele alınarak tüm kamusal görevleri devletin ilgili organları temelinde ele almasıdır.
“1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” tarihsel süreçte Sağlık ve Sosyal Hizmetlere ilişkin sayısız hukuksal düzenlemeye yol açmasının yanında bazı değişimlere uğramasına rağmen günümüzde varlığını sürdüren bir hukuksal abidedir. Aşağıdaki açıklamalarda görülebileceği gibi gerek ulusal düzeyde ve gerekse evrensel düzeyde ders niteliğindedir. Devamı var…
1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanun Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının;
-
Doğumların artışlarını teşvik buna karşın bebek ölüm oranlarının azaltılmasına yönelik önlemleri,
-
Doğum öncesi ve doğum sonrası anne sağlığının korunması,
-
Çocuk ve gençlerin sağlıklarının korunması ile çocukların bedensel ve sağlık gelişimlerinin sağlandığı kurumların denetim ve gözetimini,
-
Okul ortamlarında koruyucu sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesini ön görmektedir(Madde:3).
Yerel yönetimler(İl özel İdareleri ve Belediyeler)
İl Özel İdarelerinin bütçelerinde ayrılan ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının onayı ile harcanan sağlık ve sosyal hizmetlere ait paylar il merkezinde veya uygun görülecek diğer mahallerde açılacak hastane ve dispanser, gezici sağlık araçlarının sağlık istasyonlarının kurulumuna bulaşıcı hastalıklarla çocuk ölümlerinin azaltılmasına yönelik çalışmalara koruyucu toplum sağlığı dispanserlerine, ilaç alınmasına ve benzeri harcanır(Madde:18).
Belediyelerin koruyucu sağlık hizmetleri ile sosyal yardımlara ilişkin hizmetleri yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetler;
-
Hastane, dispanser, süt çocuğu, muayene ve tedavi evi, güçsüzler ve yaşlı bakım merkezleri ile doğum evi açma ve işletme,
-
Ücretsiz doğum için ebe istihdamını sağlar(Madde:20).
Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele
Doğan her çocuk doğumu takip eden ilk dört ay zarfında aşılanır. Çocuğun anne ve babası aşı mecburiyetinin yerine getirilmesinde eşit düzeyde sorumludurlar. Ebeveyni olmayan çocuklar veya ebeveyni yanında bulunmayan çocuklar için çocuğu bakmak üzere kabul eden şahıslar veya kuruluş müdürleri sorumludurlar( Madde:89).
Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında okula devam edemeyen, devam etmesi sakıncalı olan çocuklar için Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı ortaklaşa özel önlem alırlar (Madde:102).
Bulaşıcı hastalıklara yakalanan çocukların tedavilerini sağlamak mecburiyeti anne ve babalarına veya bu çocuklara bakan ve himaye eden kişilerle kuruluşlara aittir(Madde 103).
Sütannelik yapacak kadınlar bulaşıcı hastalıkları olmadığına dair doktor raporu alırlar. Raporlar her altı ayda bir tekrar edilir. Bu raporu olmayan kadınların sütannelik etmesi ve rapor talep etmeden herhangi bir kadının sütanneliğe kabul edilmesi yasaktır. Resmi doktorlar sütannelik edecek kadınları ücretsiz muayene ve rapor işlemlerini yerine getirirler (Madde:125).
Çocukluk ve Gençlik Koruması
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı küçük çocukların sağlıklarının korunması ve hastalığa bağlı çocuk ölümlerinin azaltılması için ihtiyaç duyulan kuruluşları açar ve yönetir. Çocuk sağlığının korunması süreçlerinde hizmetlerinden yararlananlara ilişkin yaygın eğitim uygulamaları için önlem alır(Madde: 151).
Çocuk düşürmede aracı olarak kullanılan ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca belirlenen alet, araç, gereç ve malzemelerin ithal ve satışı yasaktır. Bunlardan tıbbi tedavide kullanılanları Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca belirlenen koşullar çerçevesinde ithal edilerek reçete ile eczanelerde satılır(Madde: 152).
Hükümet ve belediye tabipleri ve ebeleri fakir kadınların doğum hizmetlerinden ücretsiz yararlandırılmalarını sağlamaya mecburdurlar(Madde 154).
Kendisi ve çocuğunun sağlığı için bir zarar meydana getirmeyeceği bir tabip tarafından rapor edilmedikçe doğum öncesi üç hafta ve doğumu takip eden üç hafta zarfında fabrika imalathane ve özel ve kamuya ait işyerlerinde çalışması ve çalıştırılması yasaktır( Madde: 155).
Sütannelik edecek kadınlar kendi çocuklarının yedi aylıktan fazla olduğuna dair resmi belge ibraz etmedikleri ve yeterli emzirme kabiliyeti mevcut olmadığı takdirde sütannelik etmelerine müsaade edilmez. Sütannenin çocuğu yedi aylıktan küçük olduğu halde bunun başka kadın tarafından emzirildiği ispat edilmek zorundadır. Bu belgeler sütannelerin 125 inci maddede gösterilen muayenesi esnasında talep edilir(Madde: 157).
Yedi yaşından aşağı olan terk, öksüz veya babası ve anası hayatta çocukları gerek para ile ve gerek parasız kabul ederek bakan resmi ve özel bütün kuruluşlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının denetim ve gözetimine bağlıdır. Bu amaçla açılan kuruluşların açılış izinleri iş yeri sahipleri tarafından bakanlığa bildirilir(Madde: 158).
Yedi yaşından küçük çocuklara para karşılığında bakan kişilerin öncelikli olarak mahalli belediyeden özel izin alması zorunludur. Belediye sağlık yetkilileri bu kişilerin ikametgâhı ve diğer şartlarının uygunluğunu onaylamadan söz konusu izin verilemez. Bu gibi kişilerin ikametgâhları da 158 inci maddede bahsedilen denetime tabidir(Madde: 159).
Kabul ettikleri çocukların sağlık ve yaşamsal korunmaları için gerekli koşulların sağlanması veya çocukların sağlık ve yaşamlarını riske eden tehlike durumlarının ortaya çıkması vb. sakıncalı durumlarda 158 ve 159 uncu maddelerde zikredilen kuruluşlar ve kişiler, sağlık memurlarının uyarılarıyla bu noksanlar ve mahzurları gidermeye mecburdurlar. Bu uyarıları on beş gün içerisinde yerine getirmeyenlerin bakımını üstlendikleri çocukların bu olumsuz koşullarda bulundurmalarına müsaade edilmez ve kuruluşlar kapatılır(Madde: 160).
Terk çocukları altı yaşını ikmal edinceye kadar mahalli belediyeleri, belediye olmayan yerlerde köy ihtiyar heyetleri korumaya mecburdurlar. Özel kuruluşları olmayan yerlerde belediyeler bu çocukları gerektiğinde bir ücret karşılığında bakılmak ve büyütülmek üzere ailelere verirler. Altı yaşından sonra bu çocukların himayesi ve tahsil ettirilmesi Milli Eğitim Bakanlığınca yerine getirilir(Madde: 161).
Nüfusu on binden fazla olan mahallerde belediyeler bir “Süt çocuğu muayene ve danışma evi” açarlar. Bu kuruluşların nitelik ve koşulları ile görevleri Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca belirlenir. Nüfusu kırk binden fazla olan mahallerde bunlara bağlı olarak “Süt damlası”tesis edilir. Nüfusu yüz binden fazla olan mahallerde bu kuruluşlara ihtiyaca göre yenileri eklenir(Madde: 162).
Tüm okulların bina ve sağlık şartları ve bulaşıcı hastalıklara karşı korunmalarına ilişkin konular Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının denetimine tabidir. Sadece öğrencilerin kişisel sağlık kontrolleri bulundukları okulların tabi oldukları makamlar, dernek veya şahıslar tarafından yerine getirilir(Madde: 163).
Genellikle okullarda belli aralıklarla öğrencinin beden, ruh ve göz ve kulaklarına ait muayeneler okulların özel doktorları(okul doktoru) tarafından yerine getirilir ve her öğrenciye ait ayrı kayıt altına alınır (Madde: 164).
On yaşından küçük çocuğun babası, anası veya öksüz olanların diğer akrabaları tarafından bedensel, ruhsal ve sosyal yaşantısını (hayat ve sıhhati ve ahlakını) tehlikeye maruz bırakılması, kötü muamelede bulunulması veya şiddet uygulandığı takdirde bunların belediye veya Devlet müesseselerine kabul edilmek üzere söz konusu kişilerden alınması uygundur (Madde: 165).
On iki yaşından küçük çocukların yanlarında ebeveyni veya velileri olduğu halde dahi meyhanelere girmesi ve on sekiz yaşından aşağı gençlere her nevi ispirtolu içki verilmesi veya satılması yasaktır(Madde: 166).
On iki yaşından küçük çocukların, sinema ve tiyatro ve dans salonu ve bar gibi mahallere getirilmesi ve kabul edilmesi yasaktır. Altı yaşından yukarı olanların gündüzün eğitim amaçlı özel içerikteki olan sinema veya tiyatrolara getirilmesine izin verilebilir(Madde: 167).
Her şehir ve kasaba belediyeleri o şehir ve kasabanın kendi özellik ve nüfus yapısına göre gerekli büyüklükte küçük çocukların temiz hava almasına yönelik bir veya birden fazla bahçe ve spor alanları yapmaya mecburdurlar(Madde: 168).
Kız liselerinde ve kız orta öğretim okullarında okul yönetimlerince uygun görülen sınıflarda öğrenciye bilimsel çocuk bakımı yöntemleri teorik ve uygulamalı olarak öğretilmek üzere haftada bir saatlik özel bir ders konulur(Madde: 169).
Çalışan Çocuklar
On iki yaşından küçük bütün çocukların fabrika ve imalathane gibi her türlü sanat müesseseleriyle maden işlerinde amele ve çırak olarak istihdamı yasaktır. On iki yaş ile on altı arasında bulunan kız ve erkek çocuklar günde azami sekiz saatten fazla çalıştırılamaz(Madde: 173).
On iki yaş ile on altı yaş arasında bulunan çocukların saat yirmiden sonra gece çalışmaları yasaktır(Madde: 174).
Bütün amele için gece hizmetleriyle yer altında yapılması gereken işler 24 saatte sekiz saatten fazla devam edemez(Madde: 175).
Mahalli belediyelerince bar, kabare, dans salonları, kahve, gazino ve hamamlarda on sekiz yaşından aşağı çocukların istihdamı yasaktır(Madde: 176).
Gebe kadınlar doğumlarından evvel üç ay zarfında çocuğunun ve kendisinin sıhhatine zarar veren ağır hizmetlerde çalıştırılamaz. Doğurduktan sonra 155 inci maddede belirlenen belli bir süre dinlenmeden sonra işe başlayan emzikli kadınlara ilk altı ay zarfında çocuğunu emzirmek üzere mesai zamanlarında yarımşar saatlik iki ara verilir(Madde: 177).
DEĞERLENDİRME
24 Nisan 1930 tarih ve “1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun” “Çocukların Korunması” perspektifinde kısa bir özetinin verilmeye çalışıldığı bu çalışmamızın bir değerlendirmesin yapılabilmesi için, söz konusu yasanın yayımlandığı tarihteki ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve kültürel koşulları ile dünyanın konjonktürel yansımalarının objektif ön koşul olduğu kabul edilmelidir.
Ayrıca söz konusu tarihsel süreçte Dünya toplumlarının çocuklara bakış açısı henüz tartışma götürüken 1593 sayılı yasanın 1930’lu yıllardan günümüzde her toplumun kendine özgü koşulları çerçevesinde çocukların korunmasına yönelik yapılan çalışmalar ve bu çalışmalarda temel aldıkları insan hakları ve bu haklara dayalı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Çocuk Hakları Sözleşmesinin Uygulanmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin ortaya çıkmasında ilk olduğunu öne sürmek yanıltıcı olmasa gerek.
1593 Sayılı yasanın “Çocukların Korunması” açısından değerlendirildiğinde birçok parametrenin Çocuk Hakları Sözleşmesinde doğrudan ya da dolaylı olarak yer aldığı açıkça görülebilmektedir.
1593 Sayılı yasanın ana temalarından birisinin de sağlık ve eğitim hizmetlerinin birbirlerini bütünleyen bir yaklaşımı benimsemiş olması, buna ek olarak sağlık ve sosyal güvenliğin birlikte ele alınmasının kaçınılmaz olduğu düşüncesidir. Bir diğer önemli tema ise çocukların sağlıklarının korunmasının sosyal boyutunun birlikte ele alınması zorunluluğudur.
Bir başka gerçek ise Çocukların Korunmasında devlet eğitim, sağlık ve sosyal hizmet vb. kendi kurumlarıyla eş zamanlı olarak toplumun gönüllü katkı ve katılımlarını da özendirerek bütüncül bir yaklaşımla konuya yaklaşmak zorundadır ki 1593 Sayılı yasa bunları da öngören bir yaklaşım sergilemektedir.
Günümüz uygulamaları açısından bakıldığında doğrudan bireyin sağlığının korunmasında sağlığın Dünya Sağlık Örgütü(World Health Organization) tanımında ifade edilen “sağlık, bireyin bedensel, ruhsal ve sosyal bakımdan tam bir iyilik halidir” tanımında yer alan “bireyin sosyal iyilik halini” de kapsadığı gerçeğidir.
Bireyin sosyal iyilik halinin korunması ve geliştirilmesinde, sürdürülebilir koruma önlemlerinin alınmasında başat uygulamalara sahip hizmet türü sağlık ve eğitim hizmetlerinin olduğu gibi “Sosyal Hizmet” uygulamalarıdır.
Sosyal hizmetin ülkemizdeki geçmiş uygulamalarından kazandığı deneyimleri bize göstermektedir ki sağlık, eğitim ve sosyal hizmet toplum refahının sağlanmasında birbirleriyle eklemlenmiş makro hizmetler bütününü oluşturmaktadır.
Bu hizmetlerin bilgi, iletişim ve teknoloji çağında geldiği boyut ise çok daha anlamlıdır. Bu nedenle her üç sektörde hizmet sunma durumunda olan tüm profesyonellerin bilgi, beceri ve yetkinliğini asgari düzeyde garanti eden akademik eğitim sürecinden geçmeleri ile uygulamadan elde edilen kazanımların eğitim müfredatına yansıtılmasının zorunluluğu önümüzdeki en önemli konudur. 29.12.2017
KAYNAK: 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu




